Sahi, Ne Kadar Profesyonelsin?

2006 yılında İstanbul Bağdat Caddesi’nde bir cast ajansı açmayı planlıyordum. Kira gelirlerini, boya masrafını, tesisatı, buzdolabını, ocağı, hatta ADSL bağlantısını bile hesaplamışım.

Hem de Sünger Bob defterimde! 

Peki, ajansı açtım mı? Hayır. Plan defterde kaldı.

İşin komik tarafı, 2012 yılında bir yönetim danışmanlığı şirketi kurduğumda ortada böyle yazılı bir iş planı yoktu.

Yani açmadığım şirketin iş planı vardı, açtığım şirketin yoktu.

Şimdi dönüp bakınca insan ister istemez soruyor: Hangisinde daha profesyoneldim?

Peki iş planını Sünger Bob defterine yazmak profesyonellikten uzak mıydı, yoksa profesyonelliğin defterin kapağıyla hiçbir ilgisi yok muydu? Yaptığım iş planını zaten paylaştığım fotoğraftan görenler, sıkıntının sadece seçtiğim defterde olmadığını görmüşlerdir. 

Profesyonellik bir unvan, kıyafet, kurumsal e-posta imzası veya gösterişli sunumdan çok daha öte. Profesyonelliği, başkalarının bizimle çalışırken yaşadığı deneyim olarak da tanımlayabilirim sanırım. 

Kendimi ve başkalarının profesyonel olup olmadığını kendimce değerlendirmek için benim 4 kriterim var. 

1.⁠ ⁠Verdiği sözleri tutuyor mu?

Birine “Cuma günü döneceğim” dediğimizde gerçekten dönüyor muyuz? Yetişemeyeceksek haber veriyor muyuz? Yoksa karşı tarafın bizi hatırlatmasını mı bekliyoruz?

2.⁠ ⁠İletişimi gerçekten profesyonel mi?

E-postalarımızda, mesajlarımızda ve toplantılarda kullandığımız dil nasıl? Özellikle bir anlaşmazlık olduğunda saygılı kalabiliyor muyuz?

3.⁠ ⁠Birlikte çalıştığı insanlara nasıl davranıyor?

Yalnızca yöneticilerimize ve müşterilerimize mi özen gösteriyoruz? Yoksa yeni başlayan bir ekip arkadaşımıza, iş arayan bir insana, bir tedarikçiye veya stajyere de aynı saygıyı gösteriyor muyuz?

4.⁠ ⁠Fikirleri, söyleyen kişiden bağımsız değerlendirebiliyor mu?

Bir fikri, bir davranışı, bir öneri veya eleştiriyi desteklediğimiz veya ekibimizden bir kişi sunduğunda farklı; anlaşmazlık yaşadığımız, tartıştığımız çok da aynı noktada olmadığımızı düşündüğümüz bir kişiden geldiğinde ise farklı şekilde mi karşışlıyoruz?

Son yıllarda özellikle iş platformlarının geldiği noktayı düşündüğümde profesyonel görünmek ile profesyonel davranmanın birbiriyle karıştırıldığını gözlemliyorum. 

Etkileyici bir LinkedIn profili, çok iyi hazırlanmış bir sunum, gösterişli bir unvan, kusursuz bir e-posta imzası, kurumsal bir ofis profesyonel görünmek. 

Verdiği sözü tutmak, toplantıya hazırlıklı gelmek, sorumluluk almak, e-postalara makul sürede dönüş yapmak, birlikte çalıştığı insanlara saygı göstermek ise profesyonel davranmak. 

Profesyonellik yalnızca nazik olmak da değil. Bazen profesyonel davranmak, birine “Hayır, bunu yapamayız” demek. Bazen hatayı kabul etmek, bazen de bir işi zamanında bitiremeyeceğini önceden haber vermek. Yani profesyonellik, herkesle iyi geçinmekten çok güvenilir, sorumlu ve tutarlı davranmakla ilgili. 

Türkiye’de girişimcilerin çok yakından tanıdığı, oldukça saygın bir yatırım şirketi ile çalışmıştık bir dönem. Yatırım şirketinin yöneticilerinin linkedIn profillerini burada paylaşsam hepimiz kafalarımızda şapkalarımız varsa bir çıkarırız. Yurtdışından mezun oldukları üniversitelere, genel kültür seviyelerine hiç girmiyorum. 

Proje için 1 yıllık bir sözleşme ile başladık. Sözleşmeler imzalandı. Öncesinde ve proje esnasında iki tarafta çok mutlu. Artık acemilik mi dersiniz, saflık mı sözleşmede bir düzenleme talep ettiler en başta.  Bir yönetim danışmanlığı şirketi olarak; yatırım şirketine aylık olarak fatura kesecektik. Onlar da aylık olarak ödememizi yapacaklardı. Projenin bedelini ise bir yıllık bir tutar üzerinden belirledik. Yalnız ilk 6 ay için mevcut bütçeleri nedeniyle bir düzenleme rica ettiler ve ilk 6 ay ay belirlediğimiz aylık bedelin yarısını kesmemizi istediler. Sonraki 6 ay ise her ay ilk 6 ay kestiğimiz aylık bedelin iki katı fatura kesilecekti. Bizim de o dönem şirketimiz 2 ortak kurucu ile kurulmuş bir girişimdi. 6 ay tamamlandı, biz iki girişimci çok mutluyuz. Harika bir ekip ile çalışıyoruz, herkes birbirinin bakış açısından öğreniyor, toplantılar ve çalışma pozitif ilerliyor. Taraflar her fırsatta ne kadar memnun olduklarını iletiyor birbirlerine. Her ay değerlendirme toplantısı yapıyoruz, hem önümüzdeki hedefleri konuşuyoruz, hem bir önceki ayın değerlendirmesini yapıyoruz. 6.ayın sonunda değerlendirme toplantımızda hiç beklemediğimiz bir şey oldu ve karşı taraf mevcut içinde bulunduğumuz ay itibariyle çalışmayı sonlandırmak istediğini iletti. Sözleşmemiz buna el veriyordu çünkü sözleşmelerimizi her zaman istendiği zaman iki taraflı olarak çalışmayı sonlandırabilecek şekilde kurgulamıştık her zaman. Zaten taraflar birbirlerinden hoşnutsuzluk hissettiği anda el sıkışıp çalışmanın sonlanmasının en doğrusu olduğunu düşünüyorduk o zaman. Sanıyorum hala aynı düşüncedeyiz. Ama burada ilginç olan durum karşı taraf hoşnutsuz da değildi. 

Şaşkınlığımızı, şimdi baktığımda anlıyorum ki o günkü hayal kırıklığımızı anlatabilmek neredeyse imkansızdı.

Bunu yapan şirketin uzun vadeli planlar yapması gereken yatırım şirketi olmasına mı şaşıralım, memnuniyet belirtirken aniden aslında karşı tarafı mağdur etmelerine mi darılalım karar veremediğimizden olsa gerek el sıkışık o ay sözleşmemizi sonlandırdık. Her önemli deneyimden sonra yaptığımız gibi bir karar aldık. Sözleşme içeriğini kendi şirketimizi koruyacak şekilde güçlendirmeye çalıştık. 

Profesyonel görünmek kötü bir şey değil. Aksine İyi hazırlanmış bir sunum, düzgün bir CV veya kurumsal bir iletişim dili elbette değerli. Sorun, profesyonel görünmenin profesyonel davranmanın yerini almasında. 

Bugün aynı bütçeyi 35 sayfalık sunuma, içerisinde pek çok tablonun yer aldığı raporlara ve bol bol İngilizce terimler ile süsleyebilirim. Peki, bu beni 2006 yılındaki hâlimden daha profesyonel yapar mı?

Profesyonel görünmek için çok çaba harcıyoruz? Peki, profesyonel davranmak için?

Belki de asıl soru, hayatımıza ne kadar profesyonel insanların çıktığı değil; birlikte çalıştığımız insanların bizi ne kadar profesyonel bulduğudur.


Bir yanıt yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.